Gelişmiş Arama
Ziyaret
29377
Güncellenme Tarihi: 2010/10/12
Soru Özeti
Kur’an ve rivayetlerde Hz. Hızır hakkında ne gibi bilgiler var?
Soru
İncil ve Tevrat’ta peygamberler hakkında yanlış bilgiler var. Kur’an ve rivayetlerde Hz. Hızır hakkında herhangi bir bilgi var mı?
Kısa Cevap

Kur’an-ı Kerimde, Hz. Hızır’ın adı açıkca gelmemiş, ondan ‘...kullarımızdan bir kul...ki biz, katımızdan ona rahmet ihsan etmiştik ve katımızdan ilim belletmiştik.’[1] diye söz edilerek onun ubudiyetine ve sahip olduğu özel ilmi makama işaret edilmiş ve Hz. Musa b. İmra’nın öğretmeni olarak zikredilmiştir. Çeşitli rivayetlerde bu alim kişinin adının ‘Hızır’ olduğu söylenmiştir.

O ilahi bir bilgin olup, Allah’ın özel rahmetine mazhar olmuş, batına ve alemdeki tekvin nizamında görevli, bazı sırları bilen biriydi ve Musa b. İmran bazı yönlerden ondan öncelikli olsada bir yönden Onun öğretmeniydi.

Bazı rivayetlerden ve kimi ayetlerin zahirinden Onun nübüvvet makamına sahip olduğu, tevhide, enbiyayı ikrara ve semavi kitaplara davet etmesi için Allah’ın kendi kavmine gönderdiği mürsellerden olduğu çıkmaktadır. İstediği zaman Allah’ın izniyle kuru ağacı yeşertmesi veya çorak toprağı verimli etmesi ve bunların hemen gerçekleşmesi onun mucizesiydi. Bu yüzden ona ‘Hızır’ (a.s) denmiştir. Hızır onun lakabıdır. Asıl adı ‘Taliya b. Melikan b. Abir b. Erfahşad b. Sam b. Nuh’dur.

Kur’an, Hz. Hızır ve Hz. Musa’nın hikayesini şöyle anlatıyor: ‘Derken kullarımızdan bir kulu buldular ki biz, katımızdan ona rahmet ihsan etmiştik ve katımızdan ilim belletmiştik. Musa, ona, sana öğretilen gerçek bilgiden bana da öğretmen şartıyla sana uyayım mı dedi. O, sen dedi, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın. İç yüzünü kavramana imkan olmayan birşeye nasıl sabredebilirsin ki? Musa, Allah dilerse dedi, görürsün, sabredeceğim ve hiçbir hususta sana isyan etmeyeceğim. O, bana uyarsan dedi, sana ona ait bir söz söyleyinceye dek hiçbir şey sorma bana. Derken kalkıp yola düştüler, nihayet bir gemiye bindiler, o zat, gemiyi deldi. Musa, içindekileri boğmak için mi gemiyi deldin dedi, andolsun ki pek kötü bir iş yaptın. O zat, demedim mi dedi, gerçekten de sen, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın. Musa, unuttum dedi, bu yüzden azarlama beni ve şu arkadaşlığımızda ağır bir yük yükleme bana. Gene yola düştüler, derken bir erkek çocuğa rastladılar, o zat, çocuğu öldürdü. Musa, bir cana kıymamışken tuttun tertemiz birisini öldürdün, andolsun ki pek kötü ve menedilmiş bir şey yaptın sen, dedi. O, demedim miydi sana dedi, gerçekten de sen, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın. Musa, bundan sonra dedi, sana bir şey sorarsam benimle arkadaş olma artık, bir daha bir şey sorarsam benden ayrılmada gerçekten de mazursun. Gene yola düştüler. Bir şehre geldiler, oranın halkından yemek istedilerse de onları konuklayıp doyuran bir tek kişi bile çıkmadı. Orada bir duvar buldular, yıkılmak üzereydi. O zat, duvarı doğrulttu. Musa, dileseydin dedi, bu hizmete karşılık bir ücret alırdın. O zat, işte dedi, seninle benim aramda artık ayrılık bu. Sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereyim sana. Gemi, denizde çalışan yoksul kimselerindi, onu kusurlu bir hale getirmek istedim, çünkü ilerde bir padişah var, bütün gemileri zaptetmede. Çocuğa gelince: Anası, babası inanmış kimseler. Bu çocuğun, onları azgınlığa ve kafirliğe sevketmesinden korktukda öldürdük. Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine temizlikte daha ileri, merhametçe daha duygulu bir çocuğu vermesini diledik. Duvarsa, şehirdeki iki yetim çocuğundu ve altında, onlara ait bir define vardı, babaları da temiz bir adamdı. Rabbin, onların ergenlik çağına gelmelerini ve definelerini çıkarıp elde etmelerini diledi. Bunları kendiliğimden yapmadım. İşte sabredemediğin şeylerin iç yüzü.     


[1] -Kehf/65.

Ayrıntılı Cevap

Kur’an-ı Kerimde, Hz. Hızır’ın adı açıkca gelmemiş, ondan ‘...kullarımızdan bir kul...ki biz, katımızdan ona rahmet ihsan etmiştik ve katımızdan ilim belletmiştik.’[1] diye söz edilerek onun ubudiyetine ve özel ilmi makamına işaret edilmiş ve Hz. Musa b. İmra’nın öğretmeni olarak zikredilmiştir. Çeşitli rivayetlerde bu alim kişinin adının ‘Hızır’ olduğu söylenmiştir.

O ilahi bir bilgin olup, Allah’ın özel rahmetine mazhar olmuş, batına ve alemdeki tekvin nizamında görevli, bazı sırları bilen biriydi ve Musa b. İmran kimi yönlerden ondan öncelikli olsa da bir yönden Onun öğretmeniydi.

Bazı ayet ve rivayetlerin zahirinden Onun nübüvvet makamına sahip olduğu, tevhide, enbiyayı ikrara ve semavi kitaplara davet etmesi için Allah’ın kendi kavmine gönderdiği mürsellerden olduğu çıkmaktadır. İstediği zaman Allah’ın izniyle kuru ağacı yeşertmesi veya çorak toprağı verimli hale getirmesi ve bunların hemen gerçekleşmesi onun mucizesiydi. Bu yüzden ona ‘Hızır’ (a.s) demişlerdir. Hızır onun lakabıdır. Asıl adı ‘Taliya b. Melikan b. Abir b. Erfahşed b. Sam b. Nuh’dur. [2]

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Hızır hakkında, Hz. Musa’nın ‘Mecma-ul Bahreyn’e gitmesinden başka bir şey gelmemiş ve özelliklerinden bir şey anlatılmamış, yalnızca: ‘Derken kullarımızdan bir kulu buldular ki biz, katımızdan ona rahmet ihsan etmiştik ve katımızdan ilim belletmiştik.’ diye söz edilmiştir.[3]

İmam Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edimiştir: ‘Allah salih kulu Hızır’ın ömrünü risaleti için, kitap nazil ettiği için veya onun ve şeriatının vasıtasıyla önceki peygamberlerin şeriatını neshetmek için, kulları ona iktida etsin veya Allah ona itaatı farz kıldığı için uzatmadı. Aksine alemlerin yaratıcısı olan Allah, Kaim’in (a.s) mübarek ömrünü gaybet döneminde çok uzatmak için böyle yaptı; kulların Onun ömrünün uzun oluşuna itiraz edeceklerini bildiği için salih kulunun (Hızır) ömrünü delil olması ve Kaim’in (a.s) ömrüne benzemesi için uzatmıştır. Bu şekilde düşmanların ve kötü düşüncelilerin itirazı boşa çıkacaktı.’[4]

Şüphesiz o yaşıyor ve ömr-ü şerifinden altı bin yıl geçmektedir.[5]

Hz. Hızır’ın yaşamı ve Zulümat denizine gidip ab-ı hayat içmesi tarih ve hadis kitaplarında genişçe anlatılan konulardandır. Bu konu için geniş hadis kitaplarına başvurabilirsiniz.[6]

Hz. Hızır’ın Ğadir-i Hum’da, Allah Resulü’nün (s.a.a.) vefatında ve Hz. Ali’nin (a.s) şehadet merasimlerinde bulunduğu hadis kitaplarında yer almıştır.

İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor: ‘Hz. Hızır, ab-ı hayat içti; o yaşıyor ve sur üfleninceye kadar dünyada kalacaktır. O bizim yanımıza geliyor ve bize selam veriyor. Biz sesini duyuyoruz ama kendisini görmüyoruz.[7] Hac merasimine katılır, bütün menasikleri yerine getirir, arefe günü Arafat’ta vakfe eder ve müminlerin duasına amin der. Allah, gaybet döneminde onun vesilesiyle Kaim’in yalnızlığını giderir ve Onun üzüntüsünü ünsiyete çevirir.’[8]

Bu hadisten Hz. Hızır’ın (a.s) İmam Mehdi’nin (a.s) hep yanında olan otuz kişiden biri olduğu ve Onun (a.s) emriyle işlerin halledilmesi için görevlendirildiği anlaşılmaktadır.[9]

Kur’an’da Hz. Hızır.

Musa (a.s) bu ilahi alim kişinin[10] peşine düştü. Biraz gittikten sonra bir gemiye bindiler. O alim kişi gemiyi deldi! Hz. Musa ise hem büyük bir peygamber olduğu için insanların mal ve canını korumak amacıyla emri maruf ve neyhi münker yapmak zorundaydı, hem de insani vicdanı böyle bir işin karşısında susmasına izin vermediğinden itiraz edip şöyle buyurdu: ‘İçindekileri boğmak için mi gemiyi deldin, andolsun ki pek kötü bir iş yaptın.’

Şüphesiz alim kişinin hedefi gemiyi batırmak değildi. Ama bu işin sonucu gemiyi batırmaktan başka bir şey olmadığından Musa’da (a.s) hedefi anlatmak için ‘Lam-ı Ğayet’le söylüyordu.

Bazı rivayetlerde şöyle gelmiştir: Gemidekiler tehlikenin farkına vardıklarında, ortaya çıkan yarığı geçici olarak kapattılar ama gemi artık sağlam gemi değildi.

Alim adam (Hz. Hızır) kendine has metaneti ile Hz. Musa’ya dönerek ‘Demedim mi dedi, gerçekten de sen, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın.’

Hz. Musa olayın öneminden dolayı hemen pişman oldu ve yaptığı taahhüt aklına geldi, özür diledi, üstadına dedi ki: ‘Bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaş olma artık, bir daha bir şey sorarsam benden ayrılmada gerçekten de mazursun.’ Yani bir hata oldu ve bitti, sen büyüklüğünle bu hatayı görmezlikten gel, demek istiyordu.

Deniz seferi bittikten sonra gemiden indiler: ‘Gene yola düştüler, derken bir erkek çocuğa rastladılar, o zat, çocuğu öldürdü.’

Burada Musa (a.s) yine itiraz ederek şöyle dedi: ‘Bir cana kıymamışken tuttun, tertemiz birisini öldürdün, andolsun ki pek kötü ve menedilmiş bir şey yaptın sen.’

O değerli alimde yine kendine has serinkanlılığıyla önceki cümleyi tekrarlayarak şöyle dedi: ‘Demedim miydi sana, gerçekten de sen, benimle beraber bulunmaya dayanamazsın.’

Musa’nın (a.s) aklına utanarak verdiği sözü geldi; zira unutmuş olsa da iki kez sözünden dönmüştü ve artık yavaş yavaş üstadının sözünün doğru olabileceği hissine kapıldı. Onun yaptığı işler Musa (a.s) için başlangıçta tahammülü güç bir şeydi. Bu yüzden yine özür dileyerek şöyle dedi: ‘Bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaş olma artık, bir daha bir şey sorarsam benden ayrılmada gerçekten de mazursun.’

Musa’nın (a.s) üstadıyla bu konuşması ve yeniden taahhüt vermesinden sonra yola koyuldular. Bir köye geldiler ve o köyün halkından yiyecek birşey istediler, ama köylüler bu misafirlere bir şey ikram etmediler. Şüphesiz Hz. Musa ve Hz. Hızır onlara yük olmak niyetinde değillerdi. Galiba yiyeceklerini yolda ya kaybetmiş ya da bitirmişlerdi. Bu yüzden onlara misafir olmak istemişlerdi (alim adam, Hz. Musa’ya yeni bir ders olması için onlara bilerek böyle bir öneride bulunmuş olabilir).

Daha sonra Kur’an şöyle buyuruyor: ‘Orada bir duvar buldular, yıkılmak üzereydi. O zat, duvarı doğrulttu.’ ve yıkılmasına engel oldu.

Hz. Musa o zaman doğal olarak aç ve yorgundu, hepsinden önemlisi bir taraftan kendisi ve üstadının yüce onuru köylülerin münasebetsiz hareketlerinden dolayı zedelendiğini görürken, diğer taraftanda Hz. Hızır’ın bu saygızlığa karşı yıkılmak üzere olan duvarı tamir etmeye koyulduğunu görüyordu. Galiba yaptıkları kötülüğün ücretini vermek istiyordu onlara. Üstadı hiç olmazsa bu işin karşılığında onlardan bir ücret alsındı ki, yemek alabilsenlerdi.

Bu yüzden verdiği taahhüdü tümüyle yine unutmuştu. Dolayısıyla yeniden itiraz etti, ama öncekilere göre daha yumuşak bir şekilde ‘Dileseydin bu hizmete karşılık bir ücret alırdın.’ dedi

İşte burada alim kişi Hz. Musa’ya son sözünü söyledi. Çünkü geçmiş olaylardan, Hz. Musa’nın Onun yaptıklarına tahammülünün olmadığını anladı ve şöyle buyurdu: ‘İşte seninle benim aramdaki ayrılık bu artık. Sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereyim sana.’

Böyle bir kılavuzdan ayrılmak çok acıydı, ama gerçekler acı olduğundan Hz. Musa bu acıyı kabullenmek zorundaydı.

Meşhur müfessir Ebu’l Futuh Razi, şöyle diyor: ‘Hz. Musa’dan (a.s), yaşamının en zor anlarından sorduklarında buyurdu ki: ‘Çok zorluklar gördüm (Firavun’un dönemdeki zorluklar, Benî İsrail’in dönemindeki çetinliklere işarettir), ama hiçbiri Hızır’ın benden ayrılacağını söylemesi kadar kalbimde etki etmedi.’[11]

Hz. Musa ve Hz. Hızır’ın ayrılmaları kesinleştikten sonra, bu ilahi üstadın Hz. Musa’nın tahammül edemediği işlerin sırrını açıklaması gerekiyordu. Gerçekte Hz. Musa’nın onunla yaptığı arkadaşlıktan elde ettiği şey birçok meslenin anahtarı ve birçok soruya cevap olacak bu ilginç üç olayın sırrını anlamış olmasıdır.

Olayların İçyüzü.

Önce geminin sırrıyla başladı: ‘Gemi, denizde çalışan yoksul kimselerindi, onu kusurlu bir hale getirmek istedim, çünkü ilerde bir padişah var, bütün gemileri zaptetmede.’

Yani görünüşte geminin delinmesi her ne kadar rahatsızlık verici olsada, perde arkasında gasıp bir padişahın pençesinden kurtulmak vardı. Çünkü padişah hasarlı gemilere el koymayı kendisine yedirmiyor, onları gasp etmiyordu. Kısacası bu iş bir grup fakirin menfaatini korumak içindi ve yapılması gerekiyordu.

Sonra genç çocuğu öldürme olayının perde arkasını açıkladı: ‘Çocuğa gelince: Anası, babası inanmış kimselerdi. Bu çocuğun, onları azgınlığa ve kafirliğe sevketmesinden korktuk da öldürdük.’

O alim kişi, o genci öldürmesine neden olarak, eğer yaşasaydı imanlı anne, babasının başlarına gelecekte getireceği kötü neticeyi delil olarak getiriyordu.

Rivayetlerde şöyle buyurulmaktadır: ‘Allah, o oğlanın yerine bir kız verdi ki, onun neslinden yetmiş peygamber dünyaya geldi.’[12]

Alim kişi üçüncü olayın yani duvarın tamirinin arkasındaki sırrı şöyle açıklıyordu: ‘Duvarsa, şehirdeki iki yetim çocuğundu ve altında, onlara ait bir define vardı, babaları da temiz bir adamdı. Rabbin, onların ergenlik çağına gelmelerini ve definelerini çıkarıp elde etmelerini diledi.’ Bu rablerinden onlara rahmetti. Ben, o iki yetimin iyiliksever anne ve babalarının hatırına, o duvarın yıkılıpta define ortaya çıkmasın ve tehlikeye düşmesin diye yaptım.

Son olarak Hz. Musa şüphede kalmasın ve bütün bunların belli bir plan ve görev üzerine olduğunu bilsin diye şöyle dedi: ‘Bunları kendiliğimden yapmadım. Rabbimin emriyle yaptım. İşte sabredemediğin şeylerin iç yüzü.’

Uydurma Efsaneler.

Hz. Musa’yla, Hz. Hızır’ın macerasının aslı Kur’an’da geldiği şekliyle böyledir. Ama maalesef onun hakkında öyle efsaneler uydurdular ki onları bu maceraya eklersek hurafeye dönüşür. Diğer hikaylerde olduğu gibi bu hikayede böyle bir yazgıya uğramıştır.

Gerçekleri anlayabilmek için Kur’an’ın[13] ölçü alınması gerekir. Hatta hadisler, eğer Kur’an’a uyarsa kabul edilebilirler, uymazlarsa kesinlikle kabul edilmezler.[14]

Hz. Hızır’ın macerası hakkında daha fazla bilgi için bkz:

1-Mecma-ul Beyan, c.6, 65-81. ayetler.

2-Nur-us Sakaleyn, c.3, söz konusu ayetin tefsiri.

3-el-Mizan, c.13, söz konusu ayetin tefsiri.

4-el-Dürrü-l Mensur, vb. kitaplar.   


[1] -Kehf/65-82.

[2] -el-Mizan (Farsça tercümesi), c.13, s.584.

[3] -a.g.e.

[4] -Kemal-ud Din, c.3, s.357; Bihar-ul Envar, c.51, s.222

[5] -Yevm-ul Hilas, s.157.

[6] -Bihar-ul Envar, c.12, s.172-215, c.13, s.278-322.

[7] -Bazı rivayetlerde de Masum İmamların Hz. Hızır’ı gördükleri belirtilmektedir: ‘Resulullah’ın (s.a.a) ruhu kabzedildiğinde Hızır geldi ve evin kapısının önünde oturdu. Evde ise Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (aleyhim-us selam) vardı.’ (Kemal-ud Din, c.2, s.390; Bihar-ul Envar, c.13, s.299)

[8] -Kemal-ud Din, c.2, s.390; Bihar-ul Envar, c.13, s.299.

[9] -Gaybet-i Numani, s.99; Bihar-ul Envar, c.52, s.158.

[10] -Bu makalede ne zaman ‘alim kişi’ veya ‘alim adam’ dersek Hz. Hızır’ı kastetmekteyiz.

[11] -Tefsir-i Ebu’l Futuh Razi, söz konusu ayetin tefsiri.

[12] -Nur-us Sakaleyn, c.3, s.286-287.

[13] -Kehf/65-82.

[14] -Tefsir-i Nümune, c.12, s.486 ve sonrası; el-Mizan, c.14, söz konusu ayet.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Hatim merasimi ve mezarlığa çocukları götürmenin bir keraheti var mıdır?
    24562 Pratik Ahlak 2012/04/04
    Çocukları dinsel meclis ve merasimlere ve de mescide veya Muharrem ayındaki matem merasimlerine götürmek veyahut bayram namazı ve dinsel bayramlara katılmasını sağlamak kendilerinin dinsel duygularının gelişmesi için çok önemlidir. Ergin gençleri hatim merasimi ve mezarlığa götürmek hakkında ise, rivayetlerde ve fıkhi kitaplarda yaptığımız inceleme neticesinde bu işin ...
  • Akika kurbanının şartları ve sünnetleri nelerdir?
    9489 Pratik Ahlak 2019/11/10
    Akika: Yeni doğan çocuğun doğumunun yedinci günü belalardan korunması için bir koyunun veya kurban etmeye salahiyeti olan bir hayvanın kurban edilmesidir.Kurban kesmek yerine para bağışlanması akika yerine geçmez. Münasip olan kız çocuğuna dişi, erkek çocuğuna ise erkek koyunun kurban edilmesidir. Eğer mümkün değilse dişi ...
  • İranlıların matem, şenlik ve dini bayramlardaki gelenekleri neden diğer Müslümanlarla ve hatta diğer Şiilerle farklıdır?
    8187 Eski Kelam İlmi 2009/07/11
    Dini kutlamalar için genel kurallar olmasının yanı sıra ancak mukaddes İslam dininin görüş belirtmediği yerlerde her bölge örf ve adetlerine göre bu merasimleri yerine getirilebilir. Başka bir deyişle dinin önem verdiği şey örneğin İmam Hüseyin (a.s) için matem merasimlerinin düzenlenmesidir. Ama bunun yapılma şekli halkın kendisine bırakılmıştır. ...
  • Mastürbasyonun evlilikten farkı nedir?
    18619 Hukuk ve Şer’I Hükümler Felsefesi 2010/08/08
    Mastürbasyon insanın ihtiyacını gerçek şekilde gidermez ve sahte bir doyumdur. İnsanın şehvanî ihtiyacı sadece meninin çıkmasıyla giderilmez. Bunun aşk, duygu, yakınlık ve sevgi ile beraber olması gerekir. Bu nedenle bu fiili işleyenler içlerinde eksiklik hissederler. Bu da cismanî ve ruhî hastalıkları peşinden getirebilir. Ama evlilik şehvanî ...
  • Yüzüğü sağ ele takmak mutlaka gerekli mi?
    53679 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2010/05/20
    Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları(a.s)’nın sünnetlerinden biri ele yüzük takmaktır. Rivayetlerde yüzüğün çeşidi ve üzerindeki nakış hakkında da çeşitli bilgiler verilmiştir. Bir de yüzüğün sağ ele takılması tavsiye edilmiştir. Ancak İslam’daki yüzük takmak ile ilgili hükümlerin hepsi müstehap türündendir ve farz değildir. Sadece erkeklerin ...
  • Dinî ilimleri öğrenmenin önemi nedir?
    16342 Pratik Ahlak 2011/05/21
    Öğrenmek bazen amel ve yükümlülüğü yerine getirmek için ve bazen de başkalarını eğitmek ve yetiştirmek içindir. Birinci kısım genel bir sınıflandırmayla iki bölüme ayrılmaktadır: Birinci bölüm tüm Müslümanlar ile ilgili hükümler olup özel bir iş, uzmanlık ve cinsiyetle bağlantılı değildir. İlk etapta tüm yükümlüler ile ilgilidir. Namaz, oruç ve ...
  • Hamd suresinden sonra Elhamdülillah Rabbi’l-Alemin söylemek sadece tabi olanlar için mi müstehaptır, yoksa cemaat imamı için de müstehap mıdır?
    7350 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/18
    Hz. Ayetullah Uzma Hamaney’in (ömrü uzun olsun) Bürosu:Tabi olanlar için müstehaptır.  Hz. Ayetullah Uzma Sistani’nin (ömrü uzun olsun) Bürosu:Namazda müstehap olan şey, imamın arkasında namaz kılan fertlerin imamın Hamd suresini okumasının ardından Elhamdülillah Rabbi’l-Alemin cümlesini söylemesi ve namazda tevhid suresini şahsen okuyan kimsenin de ”kezalik Allah” ...
  • Küfe mescidinin amellerinin çokluğu göz önüne alındığında kimi kafilelerin çeşitli makamların amellerini bir mekanda yerine getirmeleri doğru mudur? Böyle yaptıklarında tam sevap alabilirler mi?
    9026 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/07/10
    Küfe ve Sehle mescidlerindeki amellerin faziletleri hakkındaki rivayetlere baktığımızda Masum İmamlardan (a.s) bu mescitlerin bütün amellerinin bir arada yapılmasına dair bir emir gelmemiştir. Bir sahabesine bir dua ve namaz öğretirken, bir başkasına başka bir namaz ve dua öğretmiştir. Bu yüzden ziyaretçileri mescitlerin tüm amellerini yerine getirmek veya ...
  • Eğer idrar sonrası istibra yapılıp abdest alınırsa ve daha sonrasında bir damla idrar gelirse hükmü nedir?
    8890 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2019/08/06
     Ayetullah uzma Hamaney’in bürosu:Eğer gelen sıvının idrar olduğuna eminseniz abdest batıldır ve o bölge necis olmuştur. Eğer idrar olduğuna emin değilseniz taharete hükmedilir ve abdesti bozmaz.Ayetullah uzma Sistani’nin bürosu:Eğer idrar olduğundan şüpheniz varsa taharete hükmedilir.Ayetullah ...
  • Kendimizi yetiştirmeye ve nefsimizi arındırmaya nereden başlamalıyız?
    11343 Pratik Ahlak 2010/05/06
    Tezkiye, nefsi arındırmak ve temizlemek anlamına gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de nefsi arındırmanın önemi hakkında birçok ayet bulunmaktadır. Ama şu bilinmelidir ki; nefsi arındırmaya başlama noktası her insana göre değişir. İslam’ı henüz kabul etmemiş birisinin nefsi temizlemeye başlayacağı ilk aşama, İslam’ı kabul etmesidir. Müminler için ilk basamak, ...

En Çok Okunanlar