Gelişmiş Arama
Ziyaret
7108
Güncellenme Tarihi: 2011/06/21
Soru Özeti
Şia Hz. Ali(a.s)'ın faziletlerini ispatlamada Ehl-i Sünnet'in mütevatir hadislerine dayanabilir mi?
Soru
Şia şöyle diyor: Hz. Ali'nin faziletleri ve onun İmamlığı konusu tevatür yoluyla ispatlanmıştır. Ama şöyle bir eleştiri söz konusudur: Bu gün bu iddiayı ortaya koyan Şia Peygamberi (s.a.a) görmemiş ve yakından onun sözlerini de duymamıştır. Eğer onlar kendi hadislerini sahibilere isnat etmezlerse onların nakli maktu, mürsel ve geçersiz olur. Diğer yandan Şia'nın kabul ettiği sahibiler çok azdır ve sayıları on kişi civarındadır. Bu sayıdaki kişiler bir hadisi nakledecek olursa buna tevatür denmez. Hz. Ali'nin faziletlerini nakleden büyük kalabalık Şia tarafından kabul görmeyen, yerilen hatta küfürle suçlanan kişilerdir.
Kur'an'ın övdüğü o büyük sahabiler grubunu, Şia hakkı gizlemek ve yalancıkla suçlayabiliyorsa az bir grubun yalan söylemeleri ve hakkı gizlemeleri daha fazla muhtemeldir.
Kısa Cevap

Tevatür yalan üzere anlaşmaları mümkün olmayan büyük bir kalabalığın bir konuyu nakletmelerine denir. Biz inanıyoruz ki Hz. Ali'nin faziletleri ve onun imameti hakkındaki nas tevatürle sabittir. Bunu Şia'nın hadis ve tarih kaynaklarının yanı sıra Ehl-i sünnetin kitaplarından ve sahabilerin hadislerini nakleden eserlerden istifade ediyoruz. Buna göre bizim bu konuyla ilgili hadislerimizi mürsel veya maktu olmaz. Çünkü tevatür aşamasına erişen bir hadisi nakleden kişileri kabul etmesek bile bu tevatürün oluşmasına bir engel teşkil etmez.

Sahibilere nispet edilen küfür şirk ve puta tapmak anlamında değildir. Bu sadece bir çeşit nimete küfran etmek anlamındadır. Elbette bir çok sahibiler bunu sonradan telafi etmiş ama bazıları da bunun üzerinde ayak diretmişlerdir. Buna göre Kur'an-i Kerim sahabileri bir çok yerde övmüş olsa da bir çok yerde bizzat Peygamberin (s.a.a) döneminde onları yermiştir. Hatta onlardan bazıları hakkında küfür tabirini bile kullanmıştır.

Ayrıntılı Cevap

Siz sorunuzu Hz. Ali'nin imamet ve fazileti hakkındaki hadislerin tevatürünü inkar edecek şekilde düzenlemişsiniz. Biz de sorunuzda sıraya göre konuyu inceleyeceğiz. Birinci aşamada "Şia'ya göre Hz. Ali'nin faziletleri tevatürle ispatlanmıştır." diyorsunuz. Burada şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bu sadece Şia'nın inancı değildir. Ehl-i Sünnet de kendi kitaplarına müracaat etseler böyle bir tevatürün olduğunu göreceklerdir.

Ama Şia'nın sayıları az olan sahabilerden naklettiği hadislere güvenmesine gelince bu hadisler taşıdıkları karineler ve emaretler sonucunda kesin bilgi (yakın) ifade etmektedir. Bu yüzden bizim tevatürü ispatlamaya ihtiyacımız da yoktur.

Diğer bir nokta da şu ki ulema şunu ispatlamışlardır ki: Eğer biz Şia kanalıyla hiçbir hadisin olmadığını farz etsek bile yine de Ehl-i Sünnet kaynakları ve kitapları ile biz Şia'nın inançlarını ispatlayabiliriz. Bilginlerimiz Şia akidesinin Ehl-i sünnet kaynaklarında tevatür haddine ulaşmış hadislerle ispatlanabileceğini ortaya koymuşlarıdır.[1] Buna göre biz ilmi bahislerde Ehl-i sünnet nezdinde kabul olan tevatürlere istinat ediyoruz.

Dikkat edilmesi gereken bir husus da şu ki tevatürü ispatlamak da kişilerin güvenilir olmalarına bir gerek yoktur, sadece kişilerin sayılarının kesin bilgi verecek ve yalan üzere kendi aralarında anlaşmaları mümkün olmayacak derecede çok olmaları önemlidir. Buna göre sahabilerin kişilikleri ve takva dereceleri hatta mümin olup olmamaları tevatürdeki ölçüde bir etkisi yoktur. Çünkü tevatürde sadece kişilerin sayısı önemlidir; hatta içlerinde güvenilir ve takvalı bir kişi olmasa bile sayı belli bir hadde ulaşınca tevatür meydana gelir ve onu kabul etmek gerekir. Nitekim biz, çeşitli ülkelerin ve şehirlerin varlığını tevatür yoluyla bilmekteyiz gerçi o ülkeleri gören ve bize varlığını bildiren kişiler mümin olmasalar bile. Eğer ravinin kendisi güvenilir olursa zaten (haber-i vahit) olarak muteber bir hadis sayılır ve tevatürü ispatlamaya ihtiyaç kalmaz. Tevatür ravilerin tek başlarına güvenilir olduklarını ispatlamaya gerek olmayan durumlarda söz konusu olur.

Buna göre sizin "mütevatir hadisin ravilerini kabul etmiyorsanız ise onların tevtürle naklettikleri hadise istinat etmeniz doğru olmaz" sözünüz mantıki olarak doğru sayılmaz.

Çünkü birincisi tevatürde kişilerin makbul olmaları ölçüsü söz konusu değil, ikincisi, biz Ehl-i sünnet nazarında her yönden geçerli olan ve maktu ve mürsel sayılmayan sahabilerin hadislerine istinat etmekteyiz.

Bu da (akıl sahibi kişilerin kendi haklarında yaptıkları ikrar (itiraf) geçerli olur" ilkesi üzerine dayalıdır Bu ilke de insanlar arasında kabul edilmiş bir ilkedir.

Örneğin eğer siz bir mahkemede bir dava ileri sürer ve karşı taraf sizin lehinize ve kendi aleyhine itirafta bulunursa o zaman hakim o sözlere istinaden sizin lehinize hüküm verir. Bu durumda karşı taraf sen bizi kabul etmiyordun ve bizi zalim ve fasık biliyordun öyleyse bizim sözümüze istinaden verilen hüküm de sana göre geçersizdir ona dayanarak bir hak ve üstünlük iddia edemezsin diyemez.

Eğer tevatür konusunu böyle bir anlayışla inceleyecek olursanız göreceksiniz ki bizim tevatüre istinat etmemiz doğrudur. Çünkü Hz. Ali'nin imamet ve hilafetini kabul etmeyen kimseler bu tür tevatürü kabul etmekteler.

Ama, "siz sahbilerin çoğunu kafir biliyorsunuz" iddiasına gelince bu iddia doğru değildir. Çünkü biz defalarca ve çeşitli soruların cevabında tekrarladığımız gibi sahibiler hakkında kullanılan küfür tabiri şirk ve puta tapmak anlamında değildir.[2] Bu bir çeşit nimete küfran etmeği ifade eder. Allah Teala aynı tabiri defalarca Kur'an-i Kerim'de mümin insanlar hakkında aynı anlamda kullanmıştır. Örneğin İbn-i Eb-i Hatem'in tefsirinde şu hadisi okuyoruz ki: Cahiliyet döneminde Evs ve Hazreç kabileleri arasında bir çok çatışmalar meydana gelmiştir. Bir gün Peygamber'in (s.a.a) hayatı döneminde onlardan bir grup geçmiş hatıraları dile getirdiler ve bu da birbirlerinin üzerine kılıç çekecek derecede durumu gerginleştirdi Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:

"Allah'ın ayetleri sizlere okunduğu halde nasıl küfre düşüyorsunuz."[3]

Kuşkusuz Kur'an'ın burada küfre düşmekten maksadı Allah'a ortak koşmak veya putlara tapmak değildir. Çünkü Avs ve Hazreç kabileleri putperestliğe dönmemişlerdir ama yine de işledikleri bu günahlardan dolayı Allah onlar hakkında küfre düşmek sözcüğünü kullanmıştır. Bunun benzerini Kur'an'ın diğer bazı ayetlerinde de görmek mümkündür.[4]

Ama çoğunluk hakkı gizlemekle suçlanıyorsa azınlığın bu işi işleme ihtimali daha çoktur, sözüne gelince bu tuhaf bir kanıtlamadır. Çünkü insan Kur'an'ın ayetlerini inceleyecek olursa şu gerçeği anlar ki hak taraftarları kesin ve sağlam delillere de sahip olmalarına rağmen sürekli tarih boyunca azınlıkta idiler. Bu kanıtın geçersizliğini anlamak için Saf Suresi'nin 14. ayetini okumaya ve tefsirini incelemeye sizi davet ediyoruz. Yüce Allah bu ayette Hz. İsa'nın davetinden sonra İsrailoğullarının mümin ve kafir olarak iki fırkaya ayrıldığını bildirmektedir. Müfessirlerden bazılarının açıkladığı üzere bu ihtilaf Hz. İsa'nın göğe çıkmasında sonra gerçekleşmiştir. Müfessirlerden bir çoğuna göre müminlerin sayıları çok azdı buna rağmen onların inancı yüzlerce yıl sonrasında Hz. Muhammed'in zuhur etmesiyle teyit edildi.[5]

Böyle bir kanıtlama doğru olsaydı üç tanrıya inanan ve hakkı gizleyen çoğunluğun görüşü desteklenmesi gerekirdi oysa Kur'an Hz. İsa hakkında doğru görüşe sahip olan azınlığın görüşünü teyit etmiştir. Acaba Kur'an'ın da mı haşa hakkı gizlediğini söylenecektir!

Resulullah (s.a.a), İsrailoğullarında vuku bulan olayların benzerinin bu ümmette de görüleceğini açıklamıştır.[6] Buna göre belki Sahbilerin çoğu gerçeği gizlemiş ve sadece onlardan az bir kısmı gerçeği olduğu gibi korumuşlardır. Sonuçta yüzlerce yıl geçtikten sonra yani Hz. Mehdi zuhur ettiği dönemde bu azınlığın görüşünün doğru olduğu herkesçe bilinecektir.

Buna göre Kur'an nazarında çoğunluğun bir inanç ve görüşü desteklemesi o fikrin doğruluğuna delil sayılmaz ve çoğunluğun gerçekten uzaklaşması azınlığın gerçekten uzaklaşma ihtimalinin daha güçlü olduğunu göstermez.



[1] Bu konuda Al-Gadir, İhkaku'l-Hakk, Abakatu'l-envar ve sahada yazılan diğer kitaplara başvurabilirsiniz.

[2] bk bu sitede aşağıdaki numaralı sorular: 11015 site: 1167, 1589 site: 1970; 1526 site: 2470; 2791 site: 3500; 2792 site: 2275

[3] Al-i İmran: 101; İbn-i Ebi Hatem, Tefsir-il Kur'an'il Kerim, c. 3 s. 720 Mektebetu'n-Nezar Mustafa Baz. yay. S. Arabistan, H. 1419

[4] Al-i İmran: 52, 167 ve Maide: 41 ve diğer ayetler

[5] bk Ebu Cafer, Muhammed b. Cerir Taberi, Camu'l-Beyan Fitefsiri'l-Kur'an, c. 28 s. 60; Daru'l-Marife, Beyrut; İbn-i Kesir Dimişki, Tefsiri'l-Kur'ani'l-Azim, c. 8 s. 139, Daru'l-Kutubu'l-ilmiyye, Beyrut H. 1419

[6] Sünen-i Tirmizi, Daru'l-Fikr, c. 4 s. 135, Beyrut, H. 1403

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • İkinci iş yapma hakkında fetva var mıdır? Veya ikinci işten elde edilen mal, dünyaya düşkünlük sayılır mı?
    6377 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/01/29
    İslam açısından iş sahibi veya ikinci bir işe sahip olmanın hiçbir sakıncası yoktur. İslam dini açısından beğenilmeyen, kınanan şey dünyaya düşkünlük, ona bağlanmak, maneviyat ve ahiretten uzaklaşmaktır ki bunlar bir işe sahibi olanlarda da görülebilir. Bir işi ve az bir geliri olanların içinde de dünayaya daha fazla ...
  • Eğer meseleyi bilmemeden ötürü ölüyü tahnit etmeksizin toprağa gömerlerse ne yapılmalıdır?
    7445 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2012/04/15
    Gusül aldırıldıktan sonra ölüyü tahnit etmek farzdır; yani ölünün alnı, el avuçları, diz kapakları ve ayaklarının büyük parmaklarının ucuna kâfur sürülmelidir.[1] Ama defin işleminden sonra ölünün tahnit edilmediğinin farkına varılırsa, beden kabirde kokmamış ve dağılmamışsa, kabrin açılıp kabirde tahnit işleminin yapılması fazdır ve onun ...
  • Namaz dinin direği ise neden fürû-u din’den sayılmıştır?
    9745 Eski Kelam İlmi 2010/10/12
    Usul-u din, insanın akıl ve idrakıyla kabul ederek İslam’a girdiği inançlar topluluğuna denir. İslam’agirildikten sonra insanın üzerine bir takım bireysel ve toplumsal vazifeler farz olur ki, onlardan biri namazdır. Namaz, ahkamın içinde çok önemli ...
  • İslam’ın intihar hakkındaki hükmü nedir?
    9073 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/08/17
    Kesinlikle her insanın hayatında dünyayı gözünde karanlık ve boş kılan rahatsızlıklar ve yenilgiler meydana gelmektedir. Bu durumda insanlar iki türlüdür: Bir grup bu sorunlar yumağından başı dik çıkmakta, tüm zorluklara göğüs germekte ve Allah’a tevekkül ederek yeniden yapılanmaya başlamaktadır. Bunun karşısında yer alan diğer grup ise eğilmekte, inzivaya çekilmekte ...
  • İslam dininin büyük ve görkemli evler hakkındaki görüşü nedir? Nasıl insanları ev yaparken ölçülü olmaya davet edebiliriz?
    2804 Hadis 2020/01/19
  • Neden biz Şiiler Hamd suresinden sonra “elhamdülillahi rabbi’l-âlemin diye söylemekteyiz?
    8783 Hukuk ve Şer’I Hükümler 2011/10/23
    Bizim ile Ehli Sünnet arasında bir takım şekilsel ihtilaflar mevcuttur. Ehli Sünnet mensuplarının el bağlayarak namaz kılması, onların abdest alma şekli ve bunun Şia ile farklılığı, fıkıh konularındaki bazı şekilsel ihtilaf noktaları olarak adlandırılabilir. Bu ihtilafların nedeni, bu sitedeki diğer sorularda detaylıca işlenen daha genel konulara dönmektedir. (1523, 248 ...
  • Gıybeti dinleyen gıybet edenin günahına ortak mıdır?
    3852 Gıybet, Hakaret Ve Gözetleme 2020/01/20
  • Acaba “aşura gününde insan kedisi için dua yapmamalıdır” şeklindeki iddia doğru mudur?
    6103 Pratik Ahlak 2012/09/15
    Dua kulun fakirane bir şekilde hak Teâlâ’yla irtibat kurup dünyevi ve uhrevi ihtiyacını gidermek için dilekte bulunmaktır. Her durumda kendine ve başkalarına dua yapmak beğenilmekte ve oldukça fazla fazileti ve sevabı vardır. Aşura gününde kedin için dua yapmanın hiçbir işkâlı yoktur. Bilakis aşura gününde yapılması ...
  • Hz. İsa’nın evlenmemesinin özel bir nedeni mi vardı?
    26719 Eski Kelam İlmi 2012/05/30
    Hz. İsa’nın evlenmesi konusunda dini öğretilerde işaret edilen bazı meselelere bakıldığında ilk anda Hz. İsa’nın evliliğe karşı olduğu düşüncesini doğurmaktadır. Ancak Kur’an ve rivayetlerin önemle yaptıkları tavsiyeler göz önüne alındığında ve Hz. İsa’nın (a.s) yaşamı incelediğinde Onun evliliğe karşı olmadığı görülecektir. Onun evlenmemesinin nedeni kendi özel yaşamının ...
  • Cabir b. Efleh kimdir?
    5567 تاريخ بزرگان 2011/08/17
    Cabir b. Efleh-i İsmailî beş ve altıncı asırdaki İspanyalı gökbilimcilerinden olup “Kitabu’l-Hayat Fi Islahi’l-Mucesta” kitabının yazarıdır. O, muhtemelen Sivil’de (İşbiliye) dünyaya gelmiştir; zira bazı yazarlar ve özellikle de Cabir’in oğluyla tanışık olduğunu belirten Musa b.Meymun (529-600) ve Betruci onu İşbilî olarak adlandırmışlardır. Bazen Cabir b. Efleh’in adı başka şahıslar ...

En Çok Okunanlar